Serencamımdır...

Biraz fikir... Biraz zikir... Biraz şükür...Ama elbette Aşk...İllaki AŞK!

Ya Başıtakkeli Ahmet Hakan'ı Kim Okuyacaktı!

11/7/2009 · Kategori: Yazilarim

Cemaat.com’da yayınlanan İsmail Kılıçarslan’ın “Başörtülü Kızlarla Kim Evlenecek” başlıklı yazısından çıkışla “İslamcı” siyasîlerin gelinlerini/gelin adaylarını diline dolayan Ahmet Arsan’ın ya da her neyse Ahmet Hakan’ın derdi ne ola ki? Arsan* ya da Hakan, kendi kafasında iki dünyanın sınırlarını çizmiş, oraya da kendi tasnifi olan dünya vatandaşlarını oturtmuş, aralarında da kız alıp verdirmeye başlamış hâsılı kelam! Psikolojide bunun adına paranoya filan mı derlerdi ne? Kendi kurgusu olan bu iki ayrı dünya arasında da köprüler kurmaya meraklı biriymiş. Çıplak uyarıcı rolüne de soyunmuşa benziyor yani… Hâlbuki biraz Nişantaşı’ndan Anadolu’ya çıksa orada görecek ki iki ayrı dünya vatandaşı dediği insanlardan ve onların bu tip kız alıp verme hadiselerinden Türkiye’nin hemen her ilinde olağan şekilde mevcud. Yok yani öyle Arsan’ın hayalindeki gibi uçurumlar, gerçek dünyanın insanları arasında! Ayrılıklar sadece marjinal insanların kendi bakışlarında ve huzuru sabote etmek isteyenlerin çetrefilli yüreğinde…

Bu iki dünya neyin nesidir, açıklasın bir zahmet? Bir basın mensubun görevi mozaiğin parçası olan farklılıkları dile dolamak/gündemde olumsuz şekilde tutmak mıdır yoksa farklılıkları hayatın lezzetleri arasında göstermek midir? Ve dâhi iki ayrı dünya derken başı açık olan kızların kendilerini ve ailelerini ne kadar iyi tanıyor da onları delikanlıların ve ailelerinin dünyasından ayrı tutma cüretinde bulunuyor? Kızlar ve aileleri nedir yani; dinsiz midir, güneşe/ineğe tapan mıdır, sözde cumhuriyet mitinglerinde darbe çığırtkanlığı yapan mıdır, patronlarının her türlü dalaveresini görmezden gelerek ona şartsız biat eden tipler midir? Ben o genç kızların ve ailelerinin yerinde olsam hiç durmaz bunun hesabını sorardım Coşkun’dan.

Hem Arsan da Hakan da imam-hatib kökenlilerdir bildiğim kadarıyla. Gerçi Arsan bir “düz liseliyim” bir “imam-hatibliyim” diyerek çelişkiye düşmektedir ama onu da öyle kabul ettik gitti! Şunu diyeceğim, hemen her imam-hatib okulunda okuyan birisi bilir ki imanın yeri ayrıdır ibadetin yeri ayrıdır! Özellikle bizim itikadî mezhebimize göre ibadetleri aksatmak –inkârı söz konusu değilse- o kişinin imanını sıfırlamaz. Yani birisi namaz kılmıyorsa, birisinin başı açık ise bu o kişilerin Müslümanlardan ayrı bir dünyada olduğuna işaret değildir!

Öyleyse Coşkun’un sadece başı açık diye birilerini “ayrı dünyaya” hapsetmesi nedendir? Kaldı ki o genç kızların bu ülkede üniversite okuduğunu da görmezden gelerek konuşuyor Coşkun. Başı açıksa eğer bunun büyük ihtimal ülkedeki çağdışı yasaktan kaynaklanıyor olabileceğini neden göz ardı etti acaba? Genç kızların gönlünden geçeni ülkenin meşhur şartları sebebiyle yapamadığını ne biliyor, lisedeki beden derslerinin köprü kurma mühendisi yazarımız?

Ayrıca Hakan ya da Arsan, kullandığı ucube üslub ile neyin çözümüne katkıda bulunuyor, farkında mı acaba! Mesela yazılarında neden hep türban kelimesini tercih ediyor? Cemaat.com’daki yazıda da özellikle “başörtü” kelimesi vurgulanmış iken “…yazımda “İslami kesimde türbansız kızlarla evlenme modası baş gösterdi... Bu durumda türbanlı kızlarla kim evlenecek?” tarzında hayli elektrikli bir sorunun aktarıcısı olmuştum...” diyerek neden inadına türbanı ön plana getirmeye çalışıyor? O “eski keskin günlerinde” de türban mı derdi Ahmet Coşkun? Kanal7’de haberleri sunarken hangisini tercih ederdi? Ekmeğini yediğinin kılıcını sallarmış ya birileri! Yoksa, başörtülüler ninemiz/anamız/bacımız da türbanlılar birilerinin politik kuklası/siyasî malzemesi yargısına omuz mu vermeye çalışıyor gizliden gizliye! Tesettür nedir bilirken, mütesettir diyebilecek donanıma sahib iken neden illa da türbanlı?

Sözü uzatmayalım; Coşkun’un bir yere dayanmadan atıp tutmaları bundan sonra da devam edecek gibi gözüküyor. Şimdilerde, başı açık ama birilerinin saygıdeğer eşi ya da sözlüsü olan insanları diline doladığı gibi geçmişte de şu cümlelerle bayıldığı ‘türbanlıları’ övmüştü:

“Bir süredir internet sitelerinde dolaşan ve geçen gün Ayşe Arman’ın sütununda da yayınlanan fotoğrafa dikkat ettiniz mi? Ben ettim ve ‘Budur işte! Budur abi!’ diye haykırdım. ‘Başımı da örterim, parkta sevgilimle de oynaşırım’ diyor lisan-ı hal ile o türbanlı kız... Saçının tek telini bile göstermenin günah olduğunu söyleyenleri de takmıyor, türbanın bir siyasi simge olduğunu söyleyenleri de... Türban karşıtı ‘Altı kaval üstü Şişhane’ diyecekmiş, türban yanlısı ‘Sen nasıl Müslümansın’ diye laf sokacakmış...

Umurunda bile değil.. Bütün türbanlılara ‘tornadan çıkmış’ muamelesi yapanlara, ‘türban’ ile ‘hicap’ arasında bağ kuranlara nanik yaparak, ‘Bir türbanlının uyması gereken kurallar’ tarzındaki emirnameleri elinin tersiyle itiyor.

Nefsine uyuyor, günah işleme özgürlüğünü sonuna kadar kullanıyor, türban takmanın azizelikle eşdeğer sayılmasına basıyor tokadı ve olayı normalleştiriyor... Kim ne derse desin: Ben bu fotoğrafa bayıldım arkadaş!”

 

Coşkun, coşmaya ve dahi bayılmaya devam ederek insanları ayıblarını örtmekten uzak tutmaya, onları hedonizmin/zevkin/nefsinin kölesi oldurmaya, “anı yaşa” sloganıyla ‘türbanlı’ genç kızları özgürleştirmeye devam etsin! Ne de olsa "günü" geldiğinde "hangi makama" nasıl hesab vereceğini iyi kötü biliyordur. Çünkü o İslamın okulunu okumuştur ve de bazı Müslümanların gözünde -nasıl oluyorsa- “doğrucu davuttur!”

____________________

 

*“Arsan dediğimize de takar şimdi. Lakin Aynştayn mantığı ile nasıl ki karanlık aydınlığın olmama durumudur, o halde Arsanlık da AHC’nin yokluğuyla alakalı olabilir. Kendisinin yok sayılması Arsanlığa gebe desek olur mu yani? Maksat, Nişantaşı’nda bizim de dikili bir geyiğimiz olsun!”

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »