Serencamımdır...

Biraz fikir... Biraz zikir... Biraz şükür...Ama elbette Aşk...İllaki AŞK!

Sistem âdilse onu "hukuk" korur!

2/7/2009 · Kategori: Yazilarim

Başbakan Erdoğan, “Polis rejimin teminatıdır” deyince haklı haksız pek çok tepki aldı. Genel itibari ile haksız olarak sayılabilecek bu söze her darbe öncesi ülke genelindeki ortamı düşününce hak veriyorsunuz.

Nasıl mı? Mesela her darbe/muhtıra öncesi neydi o ortamlar bir anımsayalım; “kanlı sağ-sol çatışması, gençlerin birbirini vurup kırması, halkın takdirini kazanan herhangi bir görüşe sahib insanların (gazeteci, siyasetçi, işadamı..vb.) kalleşçe katledilmesi, halkı paniğe sevk eden bombalı saldırılar, nereden beslendiği belli olmayan şerr örgütlerin hain pusuları, bir takım sahte kimliklerle ortaya çıkan kişilerin medya eline malzeme olması… Misalleri çoğaltabiliriz. Fakat tüm bu sayılan maddeler yeri geldi tam darbe, yeri geldi yarım darbe/postmodern darbe ya da muhtıraların ana dayanak noktaları olmadılar mı?

80 öncesinde sağ ve sol görüşlü gençlerin çatışmasını bugün daha net okuyabiliyoruz. Aynı silahla sabah solcu birisinin, akşam sağcı birisinin öldürüldüğü açıklanmadı mı? Ya da Uğur Mumcu gibi önemli ve gizli bilgilere ulaşan bazı hassas noktadaki kişiler hunharca katledilmedi mi? Suç da zan altına kalınması istenen insanların üzerine atılarak bir taşla iki kuş vurulmak istenmedi mi? Peki ya, basındaki son haberlere göre “pavyondan çıkarılan bir kadından mürid, ayyaş bir adamdan şeyh” yapılmak suretiyle 28 Şubat’a zemin hazırlanmadı mı? Sarıkız, Ayışığı, Eldiven gibi muhtelif isimlerle pek çok darbe planına bir zaman sonra ulaşılmadı mı?

Şimdi tüm bunların merkeze sadık bir istihbarat ve güvenlik kuvvetleri tarafından dikkatle takib edilip büyümeden önlendiğini düşünelim! Yukarıda sayılan tüm düzmece ve darbeye bahane edilen olayların başlangıcında, gerek istihbarat noktasında gerekse müdahale kısmında eğer ki Polis ve Mit elemanları yeteri bilgiye ve de harekât özgüvenine sahib olabilseydi bahsedilen her dönem için nasıl bir sonuç olurdu acaba? 80 öncesindeki dönen dolapları bilip ona göre bir yol çizselerdi; Mumcu cinayeti gibi faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasında, Susurluk kazasının incelenmesinde, en son excaty hapı yaparken yakalanan 28 Şubat’ın sahte şeyhi Ali Kalkancı ve Fadime Şahin kurgusunun çözülmesinde gerekli istihbarata hemen ulaşılıp gerekli hamleler yapılsaydı acaba bu ülke o zor günleri görür müydü?

Sorunun cevabını bugünden verebiliriz aslında. Mesela en son olarak bir gazetede yayınlanan “irticayla mücadele” başlığı altında hükümet ve de bir cemaatle ilgili raporun bu kadar kısa sürede bulunmuş olması ileriki günler için bir şeyleri önlemiş olamaz mı? Gündeme yıllar sonra gelen diğer darbe planlarının aksine bu “kağıt parçası” yaklaşık 2 ay sonra yani oldukça çabuk sayılabilecek bir süreç sonucu ortaya çıktı. Çıkartılmakla kalınmadı aynı zamanda gerekli önlemler “askerî yargının kovuşturmaya gerek görmemesine rağmen” sivil yargı tarafından alındı. Bu yazıyı kaleme aldığım sıralarda söz konusu “kağıt parçasının” altında imzası olduğu öne sürülen komutan çıkarıldığı sivil mahkemece tutuklanmıştı.

Bu bilgiler ışığı altında başbakanın sözünü haklı bulmamak mümkün değil galiba. Lakin insana dayalı olan her sistem insana göre şekilleniyor değil mi! O halde sistemleri, zayıf ve değişken insanların sırtına yüklemek yerine adalet temelinin, insan hakları temelinin, hukukun değişmezliği ilkesinin üzerine sapasağlam kurmak sistemin kendi ayakları üzerinde yürümesi için elzemdir. Bugün iyi sayılan insanların yerine yarın kimlerin geleceği belli olmuyor çünkü. İş bu sebeb kişilerden ziyade içinde hakikate dayalı adalet içeren kurallara yaslanmak daha doğrusudur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »