Barak Hüseyin Obama geldi gitti! Saniyekaresine on konu düşen ülkemin bu ziyaret ile saliseküpüne yüz konu düşmüş oluyordu böylece; eyir fors van canavarı uçağı, toplantı yüzünden denilen ama bence kabızlık sorunu ihtimali ile uçaktan yarım saat geç inmesi, tam şaşırtmaca olsun diye negatif/beyaz dublörü, Şeritın oteline giden geniş Evreşe yolları, “bizim bir bayan askerimiz bile size bedel” havasıyla Köşk ziyareti, meclisteki tarihî, fizikî, ilmî, kısmî, yermi yemezmi konuşması, aldığı yiyecekler, verdiği mesajlar, kemikleri sayılacak kadar zayıf olmasına rağmen otelindeki neyine gerek cinsinden yirmi dakikalık egzersizi, Ayasofya’daki tüm korumaları aşan ve benim dedektiflik zekâma göre üzerinde zehirli toz olması muhtemel kediyi sevmesi, Geyve’nin gülleri, Tophane’nin gençleri, kırmızı halı, ah habere batacak tüm dünya medyası!
Kâbus gibi bir Amerikan rüyası gördük toplumca yani! Şurasını kabul etmek gerek, Türkiye bölgesinde cidden çok önemli bir güç(!) olarak duruyor. Aslında bir güç olduğunu söylemenin kendisi güç maalesef. Türkiye’ye bu ilgi gücünden değil konumundan desek daha doğru olmaz mı? Ne dersiniz? Osmanlının son yüz yılından itibaren yalnız bırakıldığımıza hiç şahid olmuş mudur tarih? Almanlar ile savaş yaparız Ruslar ve İngilizler hemen olaya karışır, dörtlü bir anlaşma imzalanır. Ruslarla savaş yaparız, İngiliz-Fransız ittifakı müdahil olur. İla ahir… Kimse daha doğrusu hiçbir devlet ve sistem bizim diğeriyle yalnız kalmamızı, sadece öbür tarafa teslim olmamızı istemedi.
Amerika’nın bu ilgisi de bu yalnız bırakmama planının bir devamı değil de nedir! Yalnız bıraksa yanı başımızda Rusya var çünkü, İran var! Türkî cumhuriyetler var. Halbuki Türkiye’nin sağlam müttefik olarak kalması, Rusların Boğazlardan sıcak sulara inme amacı kadar hayatî önem taşıyor ABD’nin kendi amaçları için. Bu bağlamda Ergenekon yapılanmasının çözülmesinde ABD desteğini yadsımak ahmaklık olur. ABD, kendi çizgisine uymayan bir kanadı kaba tabirle harcıyor diyen uzmanlara katılmamak elde değil. Hatta Ergenekon davası sürecinde gözaltına alınan YÖK eski başkanı Kemal Gürüz’ün “Ben Amerikancıyım, beni niye tutukladılar” beyanatını da bu çerçeve içinde okursak daha bir anlamlı durur.
Biz bu uzak ve yakın tarihi şimdilik bırakıp yeniden Obama’nın ziyaretine dönelim. Meclis’teki konuşması aslında tavşana kaç tazıya tut, cinsinden bir konuşma idi. En basitinden Ermeni meselesinde keskin olmayan ama yuvarlak bile olsa ucu bize de dokunan sözler kullandı. Ne Ermeniler ne de bizdeki muhalefet bundan çok memnun olmuş gözükmüyor. Aslında Obama, tüm gezi boyunca rolüne iyi çalışmış bir oyuncu gibiydi. Anıtkabir ziyaretinde deftere yazdığı sözlerden tutun da “maraba asker” deyişine, ezan vurgusundan sempatik görünmek için mütebessim halde dolaşmasına kadar!
Şu konuda da ülke demokrasisine önemli bir katkı sağlamıştır ama Obama. Yanılmıyorsam 2 yıla yakın Meclis’e gelmeyen Kuvvet Komutanları, Obama’nın teşrifiyle birlikte milletin seçtiği vekillerin bulunduğu Millet Meclisine şeref verdiler. Ne kadar acı bir olay aslında! Neyin protestosunu yaparlar da milletin sesi olan Meclise gelmeleri gerektiği hallerde gelme ihtiyacı hissetmezler sormak lazım. İlla ki ABD emrivakisi ile mi orada bulunmak gerekirdi? Acaba diyoruz, Sultan Ahmed Camiisinden aldığı feyz ile Obama’nın hayatında bir gün “Hüseyin geni” baskın çıkar da karşımıza bir ehl-i Müslim olarak duruverir mi? Kara sakallı, hanımı başörtülü ve tesettürlü bir çift olarak hem de… Ve yine Türkiye’ye gelse. Geldiği gün de 30 Ağustos tarihine rast düşse. Acaba askerin verdiği resepsiyona eşli mi davet edilirdi yoksa eşsiz mi? E, bu defa karşınızda imam hatibli bir başbakan değil koskoca ABD başkanı olacak!
Kendi değerlerimizle barışabilmemiz için illa ABD markasını aramadığımız günleri de görürüz belki, ne diyelim!
Obama, gençlerle yaptığı konuşmada demin bahsettiğimiz rolünü oynamaya devam ediyordu aslında. Buş’tan kalan o çok bildik yalanları söylerken bence bunlara kendisi de inanmıyordu. 11 Eylül vurgusu bir fılaşbek (flashback) yani geçmişten bir sahneyi yeniden canlandırma, olayları/hafızayı taze tutma amaçlıydı. Ülkesinin güvenliğini koz olarak kullanıyordu ve “ülkemin güvenliği için ne gerekiyorsa yaparım” demeye getiriyordu. Kadın ve çocukların intihar bombacıları tarafından öldürülmelerine vurgu yaptı ki bu da “bakın biz terörizmle bu yüzden yani aslında sizin için/masum insanlar için savaşıyoruz” mesajını vermek içindi. Ve yine meşhur elKaide’ye gönderme yaptı. Kısaca ABD ordusu nerede varsa orada olmasının yalan bahanelerini yeniden hatırlattı. Irak için de farklı şey söylemedi. Ben seçimden önce savaş karşıtıydım ama şimdi biraz daha temkinliyim, manasına gelen kıvrak ve politik cevablar verdi. Hükümet icraatları/vaadleri ile devletin yüce menfaatleri çakışırsa her zaman için devlet menfaatleri işler ana temasını teyid etmiş oldu. Ama kendi ülkesindeki cinnetlere, Irak’taki ABD askerleri tarafından tecavüze uğrayan/işkence gören kadınlara/erkeklere, Afganistan’da temel ihtiyaçlardan mahrum yaşayan Afganlılara hiç değinmedi Obama! ABD’nin ülkeleri yıktığına, toplumları bozduğuna, dünyayı kaosa sürüklediğine dair bir şeyler söylemesini beklemek safdillik olurdu zaten değil mi? İlk işi Amerika’nın bozulan imajını düzeltmekmiş gibi konuştu durdu sadece.
Obama ile ilgili daha önceki yazımızda Obama’dan daha cesur olmasını beklediğimizi söylemiştik. Çünkü Obama’nın aid olduğu kültür/topluluk eğer şimdiki haklarına kavuşmuşsa bunu cesaretleri sebebine gerçekleştirdiler. Obama’nın şu anki görüntüsü bize pek ümid vermedi ne yazık ki! Bilemeyiz, belki de biz yanılmışızdır! Ama kabul gören kanaat yine tekerrür edecek gözüküyor bizim açımızdan; “ABD’nin dostları yoktur, menfaatleri vardır!”
Umarım ekmek arası köfte gibi “menfaat arası ülke” olmayız! Çünkü “Biz Türkiye’yiz” ve“Büyük Düşünmek” istiyoruz.
