Ne d(y)esek?

Türkiye'deki iç hukuku birilerini ötekileştirme/dışlama/asimile etme/ezme aracı olarak görenler aynı şekilde de bu durumdan kendilerine azami ölçüde fayda sağlamaktadırlar ki bu hal neredeyse 200 yıldır böyle. Tüm yolları kendilerine çıkardıkları gibi neredeyse yanlışlıkla sapılacak her patika başına da bir bubi tuzağı yerleştirmişler. İşlerin ters gidişinde bunları nasıl kullandıklarını gördük, görüyoruz.

Laik-çağdaş(!) derneklerin başkanları, rektörler, cumhuriyet savcıları, hâkimler, yargıçlar, sistemin parti başkanları, kukla hükümetler, cumhurbaşkanları ve gizli perde arkasında kalanlar! Hepsi de bahsettiğimiz bu iç hukuka dayanarak bu ülkede başbakan astı, parti kapattı, kesintisiz eğitim çıkarttı, Kur'an eğitiminin yaşını yükseltti, tesettürlüye kampus kapılarını kapattı, gümüş yüzüklü subayı askeriyeden attı...vs

Şimdi son yıllarda bu kalelerini birer birer kaybediyor olmalarının telaşındalar. Buna ister F tipi yapılanma deyin, ister ABD’nin güvercinler kanadının Türkiye’deki marjinal şahinleri bastırması deyin bir ölçüde fark etmiyor. Konjonktür bunu gerektiriyorsa biz gerçeğe âşık insanlar olarak bu durumdan nasıl lehimize sonuç üretebiliriz bunun hesabını yapma derdinde olmalıyız. Çünkü bugüne kadar zaten kimsenin bize yani millete bir şey sorduğu yoktu. Verdiğimiz cevaplar ise 100 tam puan alacak sınav kâğıdının ard niyetli hoca tarafından buruşturulup çöpe atılması gibi yüzümüze bakıla bakıla heba edildi.

Artık önümüzde bir fırsat var! Aslında bu halk oylaması, bir ölçüde -teşbihte hata olmasın- bazılarının kendi yaptıkları putlarını kırmak için ele geçen bir balta misali de olabilir. Tamam, yapısal olarak çok değişikliğe gidilmemiş, sadece sayısal satıhta kalınmıştır. Ama yapısal değişiklik isteklerinde AYM'nin nasıl esasa girdiği ve kendini meclis yerine koyduğunu gördük. 411 vekilin oyuyla meclisten geçen başörtüsü düzenlemesi mesela...

O halde sayısal açıdan değişikliği bir ölçüde satrançtaki ilk hamle olarak da görebiliriz. Zaten hükümet kanadının ve diğer evet diyen kesimin en büyük arzusu da yeni bir anayasa yapmak. Yani sayısal değişiklikle bunun ilk adımı da atılmış oluyor. Ayrıca basına yansıyan dinleme kayıtlarında, AYM Başkanı Haşim Kılıç için "Keçi gibi inatçı, bir kişinin hakkından gelemiyoruz" diye birilerinin şikayetleri vardı. Demek ki sayı bir bile olsa önem arz ediyor.

İkinci olarak, Anayasa değişikliği mecliste oylanırken Ufuk Uras (BDP vekili) partisinin grup kararı alması nedeniyle bazı değişiklik tekliflerine hayır oyu kullanmıştı mecliste. Sonrasında ise partisine rağmen evet oyu kullanmasını şu cümleyle açıklamıştı: "Hayır oyu sonrası ergenekonun alkış sesini duydum!" Öyle ya da böyle hayırcıların oluşturduğu cephe de Ufuk Uras'ın bahsettiği yapılanmayla oldukça alakadar gözüküyor. 

Zaten evetçiler olarak ortaya çıkan partiler, STK'lar ve fikir adamları da yine umumiyetle halkın, bu toprakların gerçek sahiplerinin, atalarımızın yaşayışına, düşüncesine uygun olanlar. Yani bu noktada olay sadece bir partiye (AKP) bağlı kalmamış, aksine SP, BBP gibi ve içimizden çıkan insanların oluşturduğu sendikal yapıları da içine alarak bir nevi halkın meselesi hâline gelmiştir.  İddia edildiği gibi AKP anayasası demek bahsettiğimiz tablodaki diğer insanlara nan”körlük” olur yani.

Bu manzaraya binaen, hemen getireceği ya da ilerisi için zemin hazırlayacağı olumluluklara binaen "evet" oyu verilmesi mantığa ve vicdana daha yakın duruyor.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !