Serencamımdır...

Biraz fikir... Biraz zikir... Biraz şükür...Ama elbette Aşk...İllaki AŞK!

Çeyiz Kokuludur Bazen Ölüm

22/6/2009 · Kategori: Yazilarim

Çeyiz Kokuludur Bazen Ölüm

Sayın Cemal Çalık'ın 'Geçit' hikayesinden mülhem...

Bir geçitten geçecek yolum, bu karlı tepelerde… Bir geçit ki en ufak kıpırtı bembeyaz, nur topu bir çığa gebe! Sessizce yol almalı öyleyse… Hani karda yürü, izini belli etme cinsinden! Kimse duymamalı, bilmemeli geçtiğimi belki. Peki, bu kadar zora sokmaya gerek var mıydı kendimi? Geçmeye de bilirdim halbuki… Olmaz, asla olmaz! Söz vermişim çünkü… Beni geçitin sonunda bir bekleyen var. Söz vermişim, nasıl geçmem sonumun korkakça hayaline düşüp? Yakışır mı karayağız delikanlıya, yakışır mı sazı elde aşığa… Geçmen lazım diyor yüreğim! Ben ise yüreğindekine ezelden sevdalı… Öyleyse bata çıka da olsa sürmeli iki koyunu dağlara.

Uff; korku beyaza mı saklanmış sinsice? Nedir bu beyazın karanlığı tutup yanıma getirmesi! Neden gözüm kararıyor ki? Altı üstü –tahminle söylüyorum- yirmi dakikalık bir geçit işte. Şehirde korku tüneli olsa keyfinden girerdin, konu komşuya ve de dostlarına hava atmak için! Bir de dağlar benim en büyük eğlence parkım derdin. Peki ya şimdi neden bu ürkekliğin… Hem de söz verdiğin halde, hem de söz verdiğini deli gibi sevdiğin halde…

Neden korktum ki geçmeye! Korkmasam da geçerdim belki... Korktum da daha mı kolay geçtim sanki? Peki, sahiden geçtim mi! Ya geçemediysem... Ya beyaz kirpiklerimle ve de buzları saçaklanmış gözlerimle son bakışımın son hayal cümleleriyse bunlar? Kalakaldıysam orada... Aklıma sevdiceğim düşmüşse, yüreğim pırpır olmuşsa... Kuş gibi çırpınan yüreğimin bu sesine de bir kar tanesi başkaldırmışsa eğer! Hüzünlenmişse, kırılıp dökülmüşse... Sürü psikolojisi var bizde işte! Düştük mü yola hepimiz düşeriz ya hani! Ya bir kar tanesi bin kar tanesi oldu ise? Ya geçit, geçit vermedi ise... Üşür mü orada söz verip de beklettiğim? Büker mi boynunu... Elleri nerelere gider korkmadan! Can havliyle sıkar mı hayatın en ince noktasını kopsun diye... N’olcaksa olsun der mi; geçit, geçit vermeyince? Ya bilir mi neden asla gelmeyecek olduğumu... Eğer tutunursa hayata, hep ah mı eder ömrü boyunca beklediğine? Kalbini kasvet mi basar hep, ardından beddua mı eder bilmeden! Hâlbuki bir kar tanesi hissetmeseydi bir yüreğin sıcaklığını ve uymasalardı diğer arkadaşları... Yol verselerdi bir sözün hatırına! Sözden dönülmez ki bizim memlekette, ölüm bile olsa sonunda değil mi? Onbeş sene önce vermişim ben bu sözü, eyy dağlar! Geleceğim demişim, geliyorum… Onbeş sene taşımışım yüreğimin tepelerinde bu sevda karını! Bir gün olsun çığ olup da düşmedi ki sözüme ihanet edip. Şimdi dağlar, sözüme sizin mi kastınız ola!

Gözlerim, yenilirse sözlerime yenilsin…

Şimdi ısınma vaktidir. Oh, diyorum ne de güzel oldu şu beyaz yorgan üzerime. Ne de çok uykum gelmişti. Sevdiğim örttü galiba şimdi. Hafif dalmışım demin… Uyuklamaktan fark edemedim. Kokusu, sevdalımın kokusu gibi ne de saf, ne de duru… Çeyizinden çıkartmış olmalı bu yorganı. Dantellerini pamuk elleriyle işlemiş olmalı. Söylemişti bana hatırlıyorum. “Her bir motifi bir kar tanesinden örnekle yaptım. İçine girince üşüyüp durcaz” derken nasıl da gülmüştü yanakları al al kızarıp. Yalan söylemiş! Hiç de üşütmüyor işte… Sımsıcak! Eli gibi, teni gibi, sevdası gibi… Fazlaca çeyizim yok, deyip üzülüp dururdu. Komşu kızın çeyizi asılınca dört odaya sığmamışmış. Onu takmış kafasına. Üzülme, demiştim tebessüm ederek ve mırıldanıvermiştim usulca; “bir kara kaşın, bir kara gözün değer dünya malına…” Çok sever benden bu türküyü dinlemesini. Yakınlardaysa söyleyeyim de yine keyiflensin. Sesi de çıkmıyor hiç! Dışarı odun toplamaya mı gitti acaba? Dedim kaç defa; sen gitme, ver eline üç beş kuruş köyden bir çocuğun, hem o sebeblensin hem de sen yorulma! Dinlemez ki… Neyse, gelir az sonra. Ben şurada kestireyim az bir şey o gelesiye…

Gün de batmak bilmiyor. Her taraf nasıl da aydınlık hâla. Biraz da sis çökmüş galiba… Nereye baksam bembeyaz, kar ortasında kalmış gibiyim. Ya şu karartılar neyin nesi uzaktan! Dur bakalım… Öndekini tanıdım ama. Yürüyüşünden, kuğu gibi sekişinden bildim. Rüzgâr kokusunu aldı geldi de ondan bildim. Yüreğim kıpır kıpır oldu da ondan bildim! Ya diğerleri? Neden bu kadar heyecanlı gözüküyorlar? Neden koşturuyorlar ki! Köyde bir şey mi oldu acaba! Bir vefat eden mi var Allah korusun! Yoksa anama mı bir şey oldu! Eğer öyleyse üzülmüştür tabi sevdalım, tek başına söyleyemem diye tüm tanıdıkları yanına toplamıştır. Ya da benim demin geçtiğim geçitte çığ mı düştü birilerinin üzerine! Aman Allah’ım… Öyle ya, yardım için hep böyle adam toplarlar. Beni de alacaklar galiba… Kalkayım hemen. Ama ne de çok uykum var. Hem… hem burası da sıcacık… Sevdalımın yorganı, kendi gibi kokarken ne de zor kalkıp gitmek! Ama bir candır sonuçta şu an önemli olan. Kalkmalıyım…

Eğer zamanında yardım edilmezse çok dayanamaz o karların altında kalan. Bir de benim gibi şehre alışmışsa iyice ve dayanıksızsa vücudu, çelimsiz bir şeyse; kanı canı yoksa, hiç mi hiç dayanamaz. Tamam ama gözlerim yeniliyor sanki… Zaten yeteri kadar da adam toplamışlar gördüğüm kadarıyla. Fakat anlamadığım bunlar niye bu tarafa geliyor. Geçit ters yöndeydi benim hatırladığım. Off, uykulu halimle kendi adımı dahi yanlış bileceğim nerdeyse. Umarım zamanında yetişirler. Umarım korktukları gibi çığda kimse kalmamıştır. Üzülürüm çünkü eğer geçit, geçit vermedi ise yine birilerine... Üzülürüm… Beklenen ve bekleyen birileri var ise… Ve geçit tüm sevdaların üzerine beyaz bir çizgi çekti ise!

Allah korusun… Allah… korusun…

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »